Okuma Engelliler İçin Çağdaş Bir Girişim: Sesle Kitap Uygulaması

İlk bakışta özel bir durumu vurguluyor gibi algılanabiliyor ama “okuma engelli”
olmak özellikle ülkemiz için bir hayli geniş bir kapsamı ifade ediyor. “Önünde okumak için bir engeli bulunan kişiler” başlığını ile sorgulayıverince aklımıza ilk
gelen de görme engelli insanlar oluyor. Çünkü okuma eylemini görme duyumuzla
yapılabileceğine inanırız.
İki başlığı yan yana koyduğumuzda görme engellilerin okuma engellileri
çok küçük bir yüzde ve büyük bir fark ile geriden takip ettiğini görmek zor değil.
Üstelik görme engellilerin okuma ve öğrenme konusundaki eğilimlerinin ne
denli kuvvetli olduğunu ilişki içinde olduğumuz sivil toplum örgütü yetkilileri ile
yaptığımız sohbetlerden biliyoruz. Onlara yönelik özellikle aktüel yayınların ne
kadar kısıtlı olduğunu da.
Okuma engelliler deyince nasıl bir alanı tarıyoruz:
1- Gerçekten okumak isteyen ancak yine gerçekten vakit bulamayanları:
Bu modern insanın handikapıdır. Modern insan günde sekiz saatten
çok çok fazla çalışır. Sürekli uzun yolculuklar yapar. İş dışında da
zihni projelerle, yatırımlarla doludur. Bitirmeyi başarabildiği en son
kitap üniversite yıllarından tatlı bir hatıradır, “Bir zamanlar ben…”
diye başladığı zaman verebileceği en canlı örnektir. Bir sonraki iş
günü için yola ayırmayacaksa pazar günleri onun için ailesine ve evine
ayırabileceği tek gündür. Bu günün içinde, hatırı olan büyükler, ihmal
edildiği düşünülen akrabalar, apartman toplantıları ve kerhen, artık
sıra geldiği için kabul edilen yöneticilik görevleri de vardır. Tabii varsa
çocuklar bu tek günde hafta içinde zaman yokluğundan göremedikleri
ilgiyi bu tek günde görmek, hanımlar ya da kocalar evlenmeden önce
kurdukları romantik hayalleri hala canlı tutmak isteyeceklerdir. Hafta
sonunun mutlu yoğunluğu, hafta içinde geç saatlere kadar çalışma zorunluluğu…yatak odasında komodinin üstünde filanca yazarın en son
çıkan kitabı… Birkaç sayfalık aradan sonra iliştirilmiş kitap ayracı… iyi
niyetli bir tesellidir yalnızca.
2- Okumaya istekli görünüp zaman yokluğunu bahane edenler: Bu modern
görünümlü ama çağının sunduğu imkanları günlük ihtiyaçlarını
karşılamakta kullanan insandır. Sosyal paylaşım siteleri bilgisayar
teknolojisinin kazandırdığı en büyük projedir. Artık yaşam ritmi gece
ve gündüz arasında yer değiştirmiştir. Belli başlı haber kaynaklarının
ilk sayfaları hatta internet arkadaşlığı yoluyla edinilen bilgi yeterlidir.
Sorarsanız okumayı çok sevdiğini söyleyecektir ama en son kitabı hatırlamakta epey zorlanacaktır. Bir koşturmaca içinde olduğu
doğrudur, yaşam ritmleri de gerçekten çok hızlı olabilir. Ama okumaya
da ayırabileceği zamanı bonkörce harcar ve öğrenme duygusu artık
körelmiştir.
3- Okumaktan sıkıldığını mertçe söyleyenler: Son otuz yılın ürettiği insan
tipidir. Görsel medyada okumaya ayıracağı zamanı dolduracak o kadar
çok alternatif vardır ki, bir kitabı eline alıp sayfalarını çevirmek çok
külfetli bir iştir. Sıkıldığını hatta daha eğlenceli seçenekler varken
saatlerini harcayamayacağını söyler. Bir spor karşılaşmasına, özellikle
futbola vakit ayırmak bu asgari müşterekle edindiği çevrede ona
aidiyet bilinci kazandırmıştır, bu kimlik de ona yeterlidir. Öyle ya türlü
külfetlerle okumayı başarabileceği bir kitap ona bulunduğu ortamda
nasıl sohbet ve kendini ifade aracı olabilir ki. Aşağı yukarı yüz kelime
ile derdini anlatmaya alıştırılmıştır. Bu dağarcığa ailesinin ve yakın uzak
akrabanın isimleri ve soyadları dahildir.
4- Görme engelliler, görme duyusu zayıflamış olanlar, kaynağa ulaşmakta
fiziken zorluk çekenler: Fiziki olarak alternatifleri olmayanlar diye
sınıflayabiliriz aslında. Diğer üç şıkta okumak için önlerinde maddi
imkansızlıkları saymazsak sonsuz sayılabilecek imkan olan ancak
ya gerçekten zamansızlıktan, ya da bir dizi bahaneden eline kitap
alamayanlardan söz etmiştik. Bu şıkta, hayırsever bu arada kitap da
sever insanların amatör (bunların arasında az da olsa çok kıymetli sanatçılarımız da var) çabaları olmasa hiç bir kaynaktan kitap içeriklerine
ulaşamayacak gerçekten okuma engelliler var. Gözleri görmüyor
olanların yanında, gözleri artık uzun okumaları kaldırmayacak kadar
zayıflamış olan, yaşlı ama okumaktan vazgeçmeyen yaşlılarımız,
doğuştan görme yüzdesi düşük olanlar, bir şekilde süreli ya da temelli
hareket edemeden yaşamaya mahkum olmuş engellilerin hepsi bu şıkta
toplanabilir.
Görüldüğü gibi “okuma engelli” saflarında görebileceğimiz insan sayısı
oldukça büyük hatta nerdeyse eski dille ekseriyeti ifade ediyor. Gerek modern
insanın sancılarına, gerek görsel medyanın ve internetin ekran karşısına adeta
çivilediği ortalama insanın okuyamama! bahanelerine ve gerekse hayatının
hiçbir aşamasında popüler kültürün eğlenceliğinden başka bir uğraş yaratamamış
insanımızın okuma ihtiyacını karşılayacak ya da okumaya ilgisini artırabilecek
yeni teknolojik çözümler gündemde artık. E-kitap (e-book) ve sesli kitap (audio book) tan söz ediyoruz. Şu günlerde e-kitaplar biraz daha popüler olsa da sesli kitap
tarihi daha çok eskilere dayanıyor. ABD de ilk ürünlerini 1930 larda veriyor sesli
kitaplar. Hem de Kongre kararıyla. Günümüzde Amerika’da ve Avrupa’da çok
yaygın. Rusya’ da giderek yaygınlaştığını duyuyoruz. Bizde son otuz yıl içinde sesli
kitap kategorisi içinde olmasa da yorumcusunun popülerliğinden yararlanılarak
yapılan masal ya da şiir kasetlerine, CD’lerine rastlıyoruz. Rahmetli Adile Naşit’in
masal kasetleri, Üstad Müşfik Kenter’in şiir kasetleri gibi. Ancak bunlar münferit
ve sürekliliği olmayan ürünlerdi. Bu 30 yıl içinde Epsilon yayınlarının girişimleri,
daha da kapsamlı olarak sesli kitaplar yayıncılığın bir dizi çalışması çıkmış. Ancak
hiçbiri ürün çeşitliliği yaratamamış. Son iki yıldır da hem internet üzerinden
indirme yoluyla, hem de CD baskı olarak kitapevlerinde okuruna ulaşan sesle
kitap bu yeni tip yayıncılıkta çok kapsamlı bir platform olarak bize gurur veriyor.
Sanat Yönetmenliğini yaptığım sesle kitabın ürün seçiminde Türkçe hassasiyeti
dışında hiçbir önyargısı yok. Dünyanın neresinde olursa olsun doğru Türkçe için
referans olmak gibi bir iddiası var. Türk edebiyatının her dönemine, her görüşüne
ait eseri koleksiyonuna katmayı hedefliyor sesle kitap. Sadece edebi eserleri değil,
tarihten felsefeye, görsel destek aramayan her türlü yazılı metni değerlendirmek
için bir kaç koldan çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki aylarda Devlet Tiyatrosunun
değerli kadrosundan başka isimlerin katılımıyla birlikte daha zengin bir yorumcu
kadrosuna sahip olacağız. Eserleri seslendirenlere yorumlayan diyorsak da bu biraz
da kavram karmaşası yaratmak istemediğimiz için. Seslendirmek, okumak fiilleri
bir kaç anlam birden ifade ediyor. Yaptığımız tam anlamıyla yorumlamak olmasa
da sesle kitaptaki en yakın karşılığı bu. Tam anlamıyla yorumlamak değil diyoruz çünkü bu tür okumada görsel sembollerin yerini sesli semboller aldığından sesli
kitap okuyanın da imgelemine basılı kitap okumakta olduğu gibi fazlaca fırsat
tanımak istiyoruz. Yani yalnızca duyu organımızı değiştirmekten ibaret kalmasını
istiyoruz. Özetle yorumlamak yalnızca teknik bir ayırımı ifade ediyor.
Sesle kitap, yorumcunun akıcı ve doğru Türkçe kullanımıyla kitap içeriğiyle
buluşan okuyucunun, zaman, mekan, düşünce değişimlerini algılaması için müzik
ve efektten yardım alır ve hemen her kitap için özgün müzik kullanılır. Sesle
kitaplarımızın müziklendirmesi için iki çözüm ortağımız var. Kompozitör Musa
Göçmen ve Mustafa Soyukan. Bu iki usta isim aynı zamanda önkoşulsuz sesle
kitap gönüllüsü.
Bir basılı kitabın okuyucuyla buluşması için önce yazara sonra yayınevine
arkasından matbaaya ve dağıtıcıya ihtiyacı var. Bir sesle kitabın ise bunlardan
fazla bir yorumcuya, kayıt yapılacak bir stüdyoya, bir müzisyene (bazan birden fazla), müzik efekt ve yorumcunun sesini işleyip tek bir esere dönüştürecek teknik
bir operatöre, kartonet dizaynı ve baskısı, CD baskısı gibi iki ayrı baskı işlemine
ihtiyacı var. İnternet ortamından edindirme içinse her ürün için günlük ayrı bir
maliyet söz konusu.
Bir hayli uzun ve külfetli yol olan sesle kitap niçin doğdu?
Özellikle biz; kurucular Mehmet Atay ve Yetkin Yağmur, kitap okumayı
çok seven iki insanız. Ben haftada birkaç kez arabamla uzun yolculuklar yapmak
zorunda kalıyorum. Günde en az bir saatimi iş-ev arasında geçiriyorum. (Bunu
bir de İstanbul gibi bir metropolde yaşayanlar için düşünün). Yolda geçen
zamanımı topladım, ortaya hiç azımsanmayacak zaman dilimleri çıktı. Haftada
bir İstanbul-Ankara ayda 40 saat ediyor. Günde bir saatten 20 iş günü üzerinden
20 saat de gündelik yola veriyoruz. Yani 60 saat. Bu zamanın yarısını sesli kitap
okumaya ayırsanız 1000 sahifelik bir kitabı okumuş olacaksınız. Bu hesabı Yetkin
beyle birbirimizden haberimiz olmadan yapmışız, sesli kitap üreticiliği için
projeler üretmişiz, araştırmalar yapmışız. Benim özellikle internet konusunda
yetersiz bilgiye sahip olmamdan, Yetkin Bey’in de yorumculara ulaşmadaki
zorluklarından projeyi bir kaç yıldır zihnimizde gezdirmişiz. Amerika’yı
keşfetmedik, birçok gelişmiş ülkede yıllardır bu tür yayıncılık vardı. Türkiye’de
de deneyenler olmuştu. Ama sesle kitabın kuruluşu doğru zamanda doğru yerde
doğru insanların bir vesile ile buluşup tanışmasından ibarettir. İlk sesle kitap
Beyaz Lale
12
için stüdyoda buluşmamızsa birkaç gün sonradır. Şu anda basılı 25
adet sesle kitaba, internet sitemizde ise 250 parça ürüne sahibiz. Önümüzdeki
fuara kadar bu basılı kitap sayısını 50 ye, internet ortamındaki parça sayımızı da
350 ye çıkarmayı hedefliyoruz. Telif anlaşmalarını yaptığımız eser sayısı giderek
artıyor. Artık yayınevleri, yazarlar sesle kitap koleksiyonunda yer almak için en azından bir iki deneme yapmak için bizi arıyorlar. Bu da elbette yoğunluğumuzu
artırıyor ve öngördüğümüz gibi yeni yorumculara ihtiyaç yaratıyor. Şu anda 150
kadar eser sesle kitap olmayı bekliyor. Bunların arasında çocuk kitapları da var,
klasikler de, kişisel gelişim kitapları da. Bir sesle kitabın ortalama 1,5 ay gibi bir
sürede hazırlanabildiğini düşünürsek bizi nasıl bir yoğunluğun beklediği tahmin
edilebilir.
Sesle kitap bugüne kadar en çok ilgiyi birinci şıktaki okuma engellilerden
gördü. Çoğu da sesle kitabı CD olarak edinmeyi tercih ediyor. Yani bütündünyadaki örneklerinde de görüldüğü gibi zamanının çoğunu iş-ev arasında
ve direksiyonda, gözlerini trafikten ayıramayan, okuyabilmek için ikinci bir
duyuya daha sahip olduğunun bilincinde olanlar arabalarındaki CD okuyucuda
bir sesli kitap bulundurmayı ihmal etmiyorlar. Bu okuma engellilere biz ürün
yetiştiremiyoruz desek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Bu motivasyonda bizi
yeni yeni sesle kitaplar yapmak için araştırmaya yönlendiriyor. Kitapevlerinden
ürünlerimizi edinemeyenlerse sitemizden indirerek okumayı tercih ediyor. Bu
yolu tercih edenlerse genellikle yurtdışındaki sesli kitap okurları. Amerika’dan,
Türkmenistan’a kadar bizi takip ediyorlar.

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum